Muvazaa nedir çeşitleri nelerdir ?

Ilham

New member
Muvazaa: Doğruyu Söylemek ya da Söylememek? Bir Hikayenin İçinde

Bir sabah, pencereden dışarıya baktığımda, güneş ışığının yavaşça aydınlattığı şehir manzarasına dalıp gitmiştim. Her şey olduğu gibi, rutin ve alışılmıştı. Ancak bazen insan, gündelik yaşamın sıradanlığı içinde, bazı şeylerin başka bir anlam taşıyabileceğini fark eder. İşte, o gün fark ettiğim bir şey vardı: İçinde yaşadığımız toplumu, bazen ne kadar açık ve net iletişim kursak da, aslında pek çok şeyin gizli kalmaya devam ettiğini.

Bu farkındalık, beni kendi hayatımda ve etrafımda gözlemlediğim "muvazaa" kavramına yönlendirdi. Belki de, bazen doğruyu söylemektense, susmayı tercih edişimizin, tarihsel ve toplumsal kökleri vardır. Kendi hikâyemi anlatmaya başlarken, bu kavramın derinliklerine inmeyi ve sizlerle paylaşmayı istiyorum.

Bir Gömlek, Bir Sır: Muvazaanın Çekişmesi

Bir zamanlar, İstanbul’un en kalabalık mahallelerinden birinde, Ahmet ve Elif adında iki yakın arkadaş yaşardı. Ahmet, toplumsal düzenin, kuralların, ve doğru bildiği doğruların savunucusuydu. Çözüm odaklı, stratejik bir yapıya sahipti. Elif ise, insanları anlamak, onların duygularına dokunmak ve ilişkileri güçlendirmek isteyen biriydi. İnsanlar arasında dengeyi bulmaya çalışır, sorunları yüzeyine çıkararak değil, derinlerinde çözmeye çalışırdı.

Bir gün, mahalledeki herkesin konuştuğu bir mesele çıktı. Ahmet'in çok sevdiği ve yıllardır giydiği eski bir gömlek, mahalledeki bir dükkanda satılmaya başlanmıştı. Gömlek, Ahmet’in gözünde kişisel bir anlam taşıyor, ona yıllar boyunca güç ve güven vermişti. Elif ise, gömleği alıp satmanın, aslında Ahmet’in gizli duygusal bağlarını hiçe saymak olacağını düşünüyor, bunun ona zarar vereceğinden endişeliydi.

Ahmet, olayın büyümesini istemiyordu. Bir şekilde çözüm bulmalıydı. O, sosyal düzeni bozan bir şeyin hemen ortadan kaldırılmasından yanaydı. Elif ise, durumu daha derinlemesine incelemeyi tercih etti. İnsanların neden böyle bir şeyi yapma gereği duyduğunu anlamak, onların bakış açılarını dinlemek istiyordu. Ancak Ahmet, çözümü net bir şekilde görmek istiyor, bu meseleyi en kısa sürede sona erdirmek istiyordu.

Muvazaa: Söylediklerimizle Söylemediklerimiz Arasındaki Çatışma

Bir gün, mahalle kahvesinde toplandıklarında, bu mesele tam anlamıyla bir kavga halini aldı. Ahmet, "Benim gömleğimi satmaları sadece bir ticari mesele, bir çözüm yolu bulmalı ve bunu bitirmeliyiz" diyerek olayı netleştirmeye çalışıyordu. Elif, "Ama Ahmet, insanlar bir şeyin değerini bazen duygusal bağlarla ölçerler, bu gömlek yalnızca bir eşya değil. Bunu yaparak duygusal bir boşluğu, sosyal bir yanlışı ortaya koyuyorlar" diye karşılık verdi.

İşte burada, iki farklı bakış açısının çatışmaya başladığı anı yaşadılar. Ahmet, çözüm odaklı yaklaşıyordu; ama bu yaklaşım, bazen önemli olanın göz ardı edilmesine neden oluyordu. Elif, ilişkilerin ve duyguların daha önemli olduğunu savunuyordu, ama bu yaklaşım da bazen sorunların karmaşıklığını daha da derinleştiriyordu.

Bu olayda asıl mesele, belki de her ikisinin de haklı olduğuydu. Fakat burada bir incelik vardı: Her iki taraf da, aslında muvazaa denen bir şeyi yaşıyordu. Yani her ikisi de bir şeyi söyledi ama aslında söyledikleri ve söylemedikleri arasında bir çatışma vardı. Ahmet, olayı çözmeye çalışırken, toplumsal normları göz ardı etmemeye dikkat ediyordu, ancak belki de bu, kişisel bir duyguya saygısızlık oluyordu. Elif ise daha empatik bir yaklaşım sergiliyordu, fakat bu bazen sorunları daha da karmaşık hale getirebilirdi.

Muvazaanın Tarihsel ve Toplumsal Boyutu

Muvazaa, halk arasında "iki yüzlülük" veya "sözde doğruluk" olarak da tanımlanabilir. Bu, bir kişinin hem söylemleriyle hem de eylemleriyle çelişmesi ya da bazen gerçek düşüncelerini ifade etmeyip, çevresel baskılara göre bir tavır takınması durumudur. Bu tür, tarihsel olarak bakıldığında, toplumsal yapının kendini korumak amacıyla insanları belirli kalıplara sokma eğiliminden doğmuştur. İnsanlar, çıkarlarını korumak ya da toplumsal statülerini kaybetmemek adına bazen gerçek duygularını ya da düşüncelerini gizlemek zorunda kalmışlardır.

Özellikle geleneksel toplumlarda, toplumsal normların baskısıyla, bireylerin kendilerini ifade etmeleri ve bazen de doğruları söylemeleri engellenmiştir. Bu da, muvazaanın daha geniş bir anlam kazanmasına yol açmıştır. İnsanlar, bazen rahatlıkla dile getiremedikleri düşünceleri, eylemleriyle ya da dolaylı yoldan anlatmaya çalışmışlardır.

Sonuç: Muvazaa, İnsanların Toplumsal Kimliğiyle İlişkisi

Ahmet ve Elif’in hikâyesi, her birimizin toplum içinde karşılaştığı bir durumu temsil ediyor olabilir. Muvazaa, yalnızca bireysel değil, aynı zamanda toplumsal bir fenomendir. İnsanlar, bazen doğruyu söylemektense, bunu başka yollarla ifade etmeyi tercih edebilirler. Bu, toplumun çeşitli baskılarına ya da normlarına karşı bir savunma mekanizması olabilir.

İnsanın bu iki yaklaşımdan birini seçmesi, kendi içindeki toplumsal kimliği, değerleri ve duygusal ihtiyaçlarıyla da ilgilidir. Ahmet, toplumdaki yerini koruyarak çözüm arayışına gitti; Elif ise ilişkisel bağları ve insan duygularını dikkate alarak empatik bir yaklaşım izledi. Peki, sizce bu durumda doğru yaklaşım hangisiydi? Toplumsal baskı mı yoksa duygusal derinlik mi daha önemli?

Bu sorulara cevap ararken, belki de muvazaanın kendisi, içindeki derinlikleri keşfetmemize yardımcı olur.